Ef‘âl-i Nebî Açısından Günümüz Cuma Hutbeleri

dc.contributor.authorKaratas, Fatıh
dc.date.accessioned2026-01-22T19:34:00Z
dc.date.issued2024
dc.departmentŞırnak Üniversitesi
dc.description.abstractCuma hutbesi, cuma namazının sahih olmasının şartlarındandır. Bu nedenle her hafta ve çok büyük bir topluluğa hitaben yapılmaktadır. Bu hutbenin amacı ise Müslümanların genel sorunları ve çözüm yollarını cemaate sunmak ve dinin temel öğretileri çerçevesinde nasihatte bulunmaktır. Dolayısıyla hutbenin etkili ve faydalı olması için uzatılmaması ve yabancı unsurlardan arındırılması elzemdir. Bunu sağlayabilmenin en doğru yolu ise Hz. Peygamber’in hutbelerinin ölçü alınmasıdır. Medine’de on yıl boyunca her hafta cuma hutbesi irat etmiş olan Hz. Peygamber’in bu hutbelerinden sadece birkaç tanesi rivayet edilmiştir. Bunun en önemli sebebi, O’nun hutbelerinin çoğu kez Kur’an ayetlerinden oluşmasıydı. Hutbelerin muhtevası ve ne şekilde irat edileceği ile ilgili O’nun sözlü yönlendirmeleri de azdır. Elimizde daha çok O’nun hutbe irat ederken yapıp ettiklerini nakleden rivayetler mevcuttur. Bu sebeple konunun ef‘âl-i nebî (fiilî sünnet/peygamber fiilleri) temelinde incelenmesi gerekmektedir. İşte bu çalışma, günümüz cuma hutbeleri irat edilirken; hatiplerin ef‘âl-i nebîye aykırı olarak yaptığı bazı uygulamaları konu edinmektedir. Hz. Peygamber’in fiilleri, fıkıh usûlü âlimleri arasında tartışmalıdır. Ancak kuvvetli görüşe göre Hz. Peygamber’e mahsus olduğuna dair delil olmadığı sürece bu fiile ümmetin de uyması sabit olmuştur. Cuma hutbesi bir ibadet olduğuna göre buradaki peygamber fiilleri de ümmeti bağlar. Bu durum, cuma hutbesinde Hz. Peygamber’inkine benzer şekilde yapılan bir eylemin hatipler için en azından müstehap olduğu anlamına gelir. Hâliyle peygamber fiiline aykırı olan bir eylemin icra edilmesi ise o eylemin kerahet içerdiğini ifade eder. Hz. Peygamber hutbelerin kısa tutulmasını emretmiş, kendisi de hutbeyi uzatmamıştır. Bir hutbede bulunması gereken Allah’ı zikretme, ayet okuma, öğütte bulunma gibi unsurların dışında hutbeye yabancı başka bir şeye yer vermemiştir. Çoğu kez hutbesinde sadece Kur’an’dan ayetler okumakla yetinmiştir. Burada bazı araştırmacıların sahip olduğu bir yanılgının varlığından söz etmek gerekmektedir. Buna göre Hz. Peygamber’in yaptığı çeşitli hitabelerin “hutbe” adıyla rivayet edilmesi, bazıları için yanıltıcı olmuştur. Dolayısıyla bazı araştırmacılar bu hitabelerin cuma hutbesi olduğunu zannetmişlerdir. Böyle olunca; rivayetlerde anlatılan ve bu hitabelerde gerçekleştiği belirtilen hatip ile cemaat arasındaki diyaloglar veya hatibin uzun uzun dua edip cemaatin “âmîn” demesi gibi uygulamaların cuma hutbelerinde de yapılabileceği dile getirilmiştir. Oysa Hz. Peygamber’in cuma hutbesi esnasında konuşmayı yasaklaması ve hutbenin kısa tutulmasını emretmesi, bu rivayetlerde zikri geçen hutbelerin sohbet veya vaaz türü hitabeler olduğunu göstermektedir. Nitekim bizdeki sohbet veya vaaz türü hitabelere de Arapçada “hutbe” denmektedir. Buna göre rivayetlerde “hutbe” adıyla anılan hitabelerin büyük çoğunluğu cuma hutbesi değildir. Şu hâlde bu gibi uygulamaların cuma hutbesi esnasında yapılması, onun uzamasına yol açmakta ve faydasını ortadan kaldırmaktadır. Dolayısıyla sözü edilen bazı araştırmacıların aksine biz, cuma hutbelerinde bu gibi uygulamalardan kaçınılması gerektiği düşüncesindeyiz. Ayrıca çalışmada cuma hutbesi irat ederken hatiplerin yaptığı bazı kusurlara da dikkat çekilmiştir. Örneğin hutbelerin kısa tutulması hususuna hatipler tarafından dikkat edilmemektedir. Günümüzde sadece Kur’an ayetlerinden oluşturulmuş cuma hutbelerine yer verilmemektedir. Hutbelerde yer alan diğer bir kusur da manası kapalı, uzun, edebî cümlelere yer verilmesi ve cemaatin soyut genellemeler ile yönlendirilmeye çalışılmasıdır. Yine hutbede uzun uzun dualar edilmesi ve cemaatin “âmîn” demesi, ona ayrıca bir dua merasimi görüntüsü vermektedir. Hutbenin cansız okunması da etkisini azaltan diğer bir kusurdur. Bunun yanında hutbenin en-Nahl suresi 90. ayetin meali ile bitirilmesi de onu gereksiz uzatan bir başka sorundur. Ayrıca bazı hatiplerin hutbenin başında veya sonunda duyuru yapması, yine hutbenin yapısına aykırı bir diğer kusurdur. Bunlar peygamber fiiline aykırı olmalarının yanı sıra birçoğu, nehyedilmiş olan hutbenin uzamasına da neden olmaktadır. Dolayısıyla sayılan bu ve benzeri kusurlar, hutbeden beklenen önemli maksatların meydana gelmesi önündeki önemli engellerdir.
dc.identifier.doi10.18498/amailad.1443643
dc.identifier.endpage225
dc.identifier.issn2667-7326
dc.identifier.issn2667-6710
dc.identifier.issue22
dc.identifier.startpage193
dc.identifier.trdizinid1248656
dc.identifier.urihttps://doi.org/10.18498/amailad.1443643
dc.identifier.urihttps://search.trdizin.gov.tr/tr/yayin/detay/1248656
dc.identifier.urihttps://hdl.handle.net/11503/3077
dc.indekslendigikaynakTR-Dizin
dc.institutionauthorKaratas, Fatıh
dc.language.isotr
dc.relation.ispartofAmasya ilahiyat dergisi
dc.relation.publicationcategoryMakale - Ulusal Hakemli Dergi - Kurum Öğretim Elemanı
dc.rightsinfo:eu-repo/semantics/openAccess
dc.snmzKA_TR_20260122
dc.subjectFıkıh
dc.subjectFıkıh Usûlü
dc.subjectHutbe
dc.subjectCuma Hutbesi
dc.subjectEf‘âl-i Nebî
dc.subjectTerk Sünneti
dc.titleEf‘âl-i Nebî Açısından Günümüz Cuma Hutbeleri
dc.typeArticle

Dosyalar